Tembel hayaller
Yağmurun ayrı bir anlamı vardır İstanbul için...
İmparatorluktan cumhuriyete geçen şehre sanki yağmur büyük bir aşkla yağar.
Öyle tinsel bir dokunuşla düşer ki aşkına, bu eşsizlikten şiirler yazabilir ruhu derin biri.
Yağmurlu bir sabahta uyandılar minik az eşyalı evlerinde. Odanın içindeki kahve kokusu huzurla dans ediyordu. Geçmiş yıllardan kalma bir dağ evinde olduklarını düşündü adam. Bir elinde Balzac'ın Goriot Baba'sı diğer elinde kahve fincanı ve biraz ileride tüten sigara ahenkli görünüyordu düşünceleriyle.
Camdan dışarı baktı, minareleri ve çanları gördü. Şehrin silüeti dağ evi hayallerini bir köşeye itse de yağmur İstanbul'a aşıktı, koca şehir de ona.
İçeriden tıkırtıların geldiğini duydu. Yüzünde hafif bir gülümseme belirdi. Sigarasından bir nefes çekti ve kahvesinden yudumladı. Yağmur şiddetini arttırıp Brahms'ın notalarına eşlik ederken evin köpeği yavaşça yanına sokuldu. Kitabı bıraktı, köpeği sevmeye başladı usul usul. Beklediği tıkırtının sahibi o köpek değildi ama yine de mutlu oldu. Huzur sürekli dozu artan bir uyuşturucu gibi tüm benliğini esir aldı.
Çok uzun bir süre beklediğini düşündü huzur için. Kim bilir yaşanan tüm sıkıntılar belki de bir sabah yağmuru içindi. Huzurlu..
İçeriden sesler bir kez daha geldi. Mutfağa gitmişti belki de. Yüzündeki gülümseme artık tebessümü aşıyor adeta adamın yüzünde dalgalanıyordu. Ayak seslerini duymaya başladı.Yaramaz bir çocuğun uykudan uyandığı andaki kadar sevimliydi yine. Görmediği halde bunu hissediyordu.
Adım sesleri yavaş yavaş arttı. Kızarmış ekmek ve çileğin kokusunu duydu. O da yavaşça geldi sokuldu yanına. Artık kahve fincanı elinde yoktu. Hiç konuşmadılar, içten bir öpücük sanki binlerce günaydına bedeldi.
Sıcak bir ev, bir köpek, yağmur, aşk ve notalarla huzurluydular.
Yorumlar
Yorum Gönder